Aylık Arşiv: Kasım 2010 - Page 2

Menopozu doğal yaşamak

Menopoz; kadın hayatının doğal bir evresidir. Ateş basması, kalp çarpıntısı, aşırı terleme, eklem ağrıları, cilt kuruluğu, uyku bozuklukları, depresyon, konsantrasyon ve hafıza güçlüğü, sinirlilik, vajinal kuruluk gibi çeşitli sıkıntılardan, kalp damar hastalıkları ve kemik erimesi gibi ciddi sağlık problemlerine kadar bir dizi sorunu beraberinde getirir. Genelde 45-55 yaşları arasında, östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salgılanmasının durmasıyla, her kadının farklı fizyolojik ve psikolojik boyutlarını yaşadığı bu doğal sürece girilir. Bu sebeple pek çok hekim hastalarına 'hormon takviyesi tedavisi' uygulamaktadır. Bu; eksilen doğal östrojenlerin yerini suni kadınlık hormonlarıyla doldurmayı amaçlayan bir tedavidir. Her hastaya göre özel olarak planlanan bu tedavi sonucunda menopozun belirtileri ortadan kalkar. Buna rağmen hekimlerin önemli bir bölümü, hala östrojen takviyesinin masumiyeti hakkında ciddi kuşkular taşımaktadır. Kimi uzmanlar ise 'klasik' hormon tedavisini istemeyen hastalarına, temelinde 'fitoöstrojenler' olan tedaviler önermektedir. Bunlar; suni östrojenlere oranla etkileri oldukça sınırlı olan, ama yan etkileri de aynı oranda az veya hiç bulunmayan, değişik bitkilerden elde edilen doğal östrojenlerdir ve menopoza ilişkin pek çok sorunu çözmede önemli katkılarının olabileceği gösterilmiştir. Bilim dünyasının bu maddelere ilgisi; fitoöstrojenden zengin bitkileri tüketen toplumların, menopoz ve sonrasındaki dönemde, karşılaştıkları sağlık sorunları sıklığının az oluşunun gözlenmesiyle doğmuştur. Özellikle Uzakdoğulu kadınların, Batılılar'ın menopoz sonrasında oluşan yüzde 80'lik sağlık sorunları oranına karşılık, yüzde 18 gibi bir farkla daha nadir olarak bu sorunları yaşamaları; fitoöstrojenlere olan ilgiyi artırmıştır. Bu toplumlarda soya tüketimi oldukça fazladır. Soya, izoflavon adı verilen bir grup zengin fitoöstrojen içerir ve bu madde insanda östrojen reseptörlerine kolaylıkla bağlanarak etki gösterir. Fitoöstrojenler, yaklaşık 300 adet bitki türünde bulunur. Bilimsel anlamda, insan hormonlarına göre oldukça zayıf ama benzer östrojenik etkisi olan moleküller olarak tanımlanır. Dört ana grubu vardır: İzoflavonlar, lignanlar, kumestanlar ve laktonlar. En yaygın ve önemli iki grubu izoflavonlar ve lignanlardır. İzoflavonlar, özellikle soya fasulyesi, kuru fasulye, bezelye, mercimek, brüksel lahanası ve şarapta bulunur. Lignan grubu ise daha yaygındır: Zeytinyağı, ayçiçek yağı, susam, sarımsak, soğan, pirinç, ketentohumu, yerfıstığı, armut, kiraz, ahududu, böğürtlen ve şerbetçiotunda bulunur. Kumestanlar yoncada, laktonlar ise hemen hemen tüm bitkilerde, ama az miktarlarda bulunur. Son zamanlarda bilim dünyasını meşgul eden bu maddelerle ilgili çok sayıda araştırma yayımlanmıştır. 'Clinical Endocrinology' adlı bilimsel dergide, menopozdaki kadınların kemik yoğunluğu ile fitoöstrojen tüketimi arasındaki ilişkiyi gösteren çalışma ilgi çekicidir. Güçlü kemiklere sahip olmak için fitoöstrojen tüketiminin önemi ispatlanmıştır. Bir başka araştırmaya göre, kalp damar hastalıklarını önlemede izoflavon ve lignanlar önemli rol oynamaktadırlar. Kötü huylu kolesterol olarak adlandırılan ve damarların iç duvarlarında biriken LDL'nin azaltılmasında olduğu kadar, iyi huylu kolesterol HDL'nin kandaki düzeylerinin artmasında da etkileri olduğu gösterilmiştir. Dolayısıyla bunlar, aynı zamanda güçlü anti-oksidanlardandır. Vücudun anti-oksidan enzimlerini harekete geçirirler. Fitoöstrojenlerin, laboratuar çalışmalarında, tümöral hücre gelişimini engelledikleri de tespit edilmiştir. Cilde ve metabolizmanın işleyişine katkıları da yine aynı oranda önemlidir. Pek çok açıdan dikkate alınmaya değer görülen bu maddelerin tüketimiyle ilgili, yine de dikkatli olunması; özellikle hormonal tedavide olanlar açısından bir kat daha önemlidir. Soya bazlı gıdalar, kimi ülkelerde değişik işlemlere tabi tutulduklarından, fitoöstrojenlerini önemli ölçüde yitirebilirler. Bu nedenle besin takviyeleri şeklinde eczanelerde satılan formları tercih edilmektedir. Ancak mutlaka bunların da jinekolog veya hormon hastalıkları uzmanı hekimlerin görüşü alınarak tüketilmeleri sağlıklı olacaktır. Yaşlanma etkilerinin geciktirilmesinde, menopoz ve bu dönemde karşılaşılan sorunların çözümünün de önemi açısından bugünkü konuyu bilginize sunmak istedim.

25/07/2006 Sabah haber arşivi

Fitoöstrojenlerden yararlanıyor musunuz?

Fitoöstrojenler çeşitli bitkisel besinlerde bulunan ve östrojen benzeri etki gösteren maddelerdir. Yapılan çalışmalarda kemik, beyin ve kalp-damar sistemine olumlu etkilerinin olduğu belirtilmekte, meme ve rahim kanseri riski üzerine herhangi bir olumsuz etkisinin olmadığı vurgulanmaktadır. Fitostrojenler ‘izoflavon’ ve ‘lignanlar’ olmak üzere iki gruba ayrılır. İzoflavonlar genellikle soya ürünlerinde, lignanlar ise tahıl kepeğinde bulunur. Ancak östrojen benzeri etkisi en fazla olan fitoöstrojenler; daidzein ve genistein adlı iki türü bulunan izoflavonlardır. Asya ırkı halklarda, özellikle Japonlar’da meme, endometrium, kalın bağırsak ve yumurtalık kanserlerinin az görülmesinin nedeni olarak fitoöstrojenlerin fazla miktarlarda tüketilmesi gösterilmektedir. Menopoz dönemindeki Japon kadınlarda sıcak basması, terleme ve çeşitli ağrılar batılı kadınlara göre daha azdır.

Prof Dr Osman Müftüoğlu

Kaynak Hürriyet

Antiaging İçin Fitoöstrojenler

Dr. Çağlayan ÜNSAL, Dr. Günay SARIYAR

Farmakognozi AD, İstanbul Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, İSTANBUL

Fitoöstrojenler, insan vücudunda östrojene benzer biyoaktivite gösteren, doğal olarak oluşan steroidal olmayan bitkisel kökenli maddelerdir. Son yıllarda, fitoöstrojenler birçok kadının yan etkileri nedeniyle östrojenik ilaç kullanmaya isteksiz oluşu yüzünden hormon replasman tedavisine (HRT) etkili alternatifler bulma girişimi içinde ilaç endüstrisi arasında bir hayli ilgi yaratmıştır. Bu yüzden soya (Glycine max), kızılyonca (Trifolium pratense) ve karayılan kökü (Cimicifuga racemosa) ekstrelerini içeren fitofarmasötiklerin satışı birçok ülkede artmıştır. Östrojenik özelliklerinden başka, fitoöstrojenlerin özellikle izoflavonların polifenolik yapılarına bağlı olarak antioksidan etkileri vardır. İzoflavonlar serbest radikal süpürücü aktiviteleri ile oksidatif DNA hasarını önleyebilirler. Antioksidanların yaşlanmaya ve kanser ve kardiovasküler hastalıklar gibi yaşlanmanın dejeneratif hastalıklarına karşı savunucu olduğu bilinmektedir. Fitoöstrojenler ayrıca insan derisi karsinogenezini ve cilt yaşlanmasını önlemede etkilidirler.

Turkiye Klinikleri J Med Sci 2008;28(Suppl):S160-S165