Kategori Arşivi Menopoz

Doğal bitkisel östrojen ile sentetik östrojen farkı;

Günlük yaşantımızda kadın erkek gıda olarak tükettiğimiz maydanoz, fasulye, mısır, hatta patatesin fitoöstrojen olduğunu biliyor muydunuz?

Kadın vücudu tarafından ergenlik döneminden itibaren üretilmeye başlana östrojen dünyaca mucize güzellik hormonu olarak da bilinir. Birçok yaşamsal fonksiyonun işlemesini sağlar.

Sentetik madde veya toksik ( zehirli ) gibi gösterilmeye çalışılan fitoöstrojenler yarım asırdan fazladır bilimsel olarak araştırılmış faydaları ortaya konmuştur.

Sentetik östrojen laboratuar ortamında üretilmiş sentetik hormonlar ( HRT hormon ramplasman tedavisinde ilaç ) premenopoz ve menopoz döneminde azalan östrojeni tamamlama amaçlı.

Fitoöstrojen ( Phytosrogens ) kadın vücudunun ürettiği doğal östrojen molekül yapısına tıpatıp benzer yapıda molekül ihtiva eden bitkilerdir.

Fitoöstrojenler hormon olamamsına rağmen bitkisel östrojen olarak da adlandırılır. Östrojeni taklit ederler. Doğal molaküler yapı vücut tarafından böbrek üstü bezler aracılığı ile idrarla kolayca atılır.

Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı bir çalışma fitoöstrojenlerin sıklıkla tüketildiği doğu ve uzak doğu ülkelerinde göğüs kanserine yakalanma oranlarının dünyanın gelişmiş batı ülkelerine oranla 4 kat daha az olduğunu ortaya kaoymuştur.

Yine yapılan farklı bilimsel araştırmalarda premenopoz ve menopoz dönemi sendromlarının dünyanın doğusunda batısına oranla daha hafif seyrettiğinden bahsedilmektedir.

Fitoöstrojenlerin doğal bitkisel kaynaklar olarak kadın vücudunda östrojen gibi davranırken doğal yapıları ile sentetik östrojen yerine bilim adamları tarafından tüketilmesinin tavsiye edildiği bilinmektedir.

Fitoöstrojenlerin menopoz semptomlarına etkileri

Menopoz dünyada tüm kadınlarda görülen bir olay olsa da, semptomlarının görülme oranı ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Yapılan bir çok çalışma menopoz semptomlarının özellikle de ateş basmasının Batı toplumlarında Asya toplumlarına kıyasla daha sık görüldüğüne işaret etmektedir. Batı ülkelerinde menopozal kadınların %80’inde ateş basması ve terlemeler görülürken, bu oranın Filipinlerde %60, Singapur da ise %19.6 olduğu gösterilmiştir. Başka bir çalışma ateş basması eğiliminin Batı toplumunda yaşayan kadınlarda %70-80, Asyalı kadınlarda ise sadece %10-20 oranında olduğunu göstermektedir.

Menopozun ilk dönemlerinde görülen ateş basması, gece terlemeleri, uyku düzensizliği gibi vasomotor semptomların görülme prevelansının Asya’da daha az olması birçok in vitro ve in vivo insan ve hayvan araştırmalarını beraberinde getirmiştir. Bu sonucu 2 teori açıklamaktadır. İlki kültürel faktörler, diğeri ise geleneksel diyetler. Asyalı kadınların geleneksel diyetleri ile fazla miktarlarda aldıkları zayıf östrojenik bileşiklerin etkisinin önemli olabileceği düşünülmektedir.

Adlercreutz ve arkadaşları Japon kadınların, Amerikan ve Finli kadınlara kıyasla 10-100 kat daha fazla fitoöstrojen tükettiklerini açıklamışlardır. Bunun sonucunda diyet fitoöstrojenlerinin menopoz semptomlarını hafiflettiği kanısına varılmıştır. Bu sonuçlar hormon yerine koyma tedavisi (HRT) almak istemeyen, bunun yerine menopoz semptomları için alternatif terapi yöntemleri arayan menopozal kadınlar için fitoöstrojen tüketimi bir alternatif olabileceği savunulmaktadır.

Sıcak basması, östrojen kullanımının azalmasına bağlı olarak santral termoregülatör sistemin disfonksiyonuyla ilişkili menopozun en sık görülen primer semptomudur. Menopoz semptomları üzerine yapılan araştırmaların çoğu ateş basması üzerinde yoğunlaşmıştır.

Fitoöstrojen suplementasyonun ana sebebi peri ve post menopozal kadınlarda menopoz vasomotor semptomlarının azaltılmasına yöneliktir. Soya isoflavonlarının bu etkisinin menopozda hormanal seviyeleri değiştirmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Yapılan bir çalışmada 60 mg soya protein isolatı alan postmenopozal kadında sıcak basmalarının %45 oranında azaldığı kaydedilmiştir.

2000 yılında yapılan bir çalışmada ise 177 postmenopozal kadına uygulanan 50 mg total soya isofalvonunun ateş basması sıklığını ve şiddetini ilk 2 haftada düşürürken, 4 haftanın sonunda placebo grubunda bir değişikliğin olmadığı açıklanmıştır.

Markıs ve arkadaşlarının Avustralya da 58 postmenopozal kadın üzerinde yürüttüğü bir çalışmada günde 45 g soya ununun sıcak basmalarını %40, buğday ununun ise %25 oranında azalttığını saptanmış, soya unuyla oluşan azalmanın buğday unuyla oluşan azalmadan 6 hafta önce gerçekleştiği açıklanmıştır.

Albertazzi ve arkadaşlarının 104 postmenopozal kadın üzerinde yürüttükleri bir çalışmada 60 g soya protein izolatı tüketen 104 postmenopozal kadında ateş basmasının 3 haftada %26, 4 haftada %33, 12. haftanın sonunda ise placebo nun %30 iken % 45 oranında azaldığı saptanmış.

Bir başka çalışmada 145 postmenopozal kadın üzerinde 12 hafta soya fitoöstrojenlerinden zengin diyet tüketiminin menopozal semptomlar, fitoöstrojenlerin serum düzeyleri, ve seks hormon bağlayıcı globulin (SHBG) nin seviyeleri incelenmiş. Control grubuna kıyasla fitoöstrojenlerin serum seviyeleri artmış, sıcak basması, vajinal kuruluk gibi menopozal semptomlarda azalma görülmüş ve serum SHBG nin önemli ölçüde arttığı gözlemlenmiştir.

77 postmenopozal kadın üzerinde yapılan bir araştırmada ise 70mg daidezein ve genisteinin sıcak basmalarını %61 oranında azalttığı, placebo da ise %21 azaldığı açıklanmıştır.

Soya kullanımı ile ilgili en önemli düşüncelerden biri ise, menopozal kadınlarda diğer yaygın risk faktörlerine karşı yararlı etkileri olmasıdır. Bir çok çalışma menapoz semptomları için kullanılan östrojen yerine koyma tedavisinin endometriyal hücre proliferasyonunu arttırıp endometriyal kanser riskini arttırdığı, ve serum trigliserit seviyelerini yükselttiğini açıklamaktadır. Bunun yanında, isoflavonlardan zengin soya proteini ve isoflavon isolatlarının endometriyum hücre proliferasyonuna bir etkisininin olmadığı, çeşitli kanser türlerini önlemeye yardımcı olabileceği, trombin oluşumunu ve platelet agregasyonunu inhibe edip aterosiklerosisi önleyebileceği söylenmektedir.

Her ne kadar fitoöstrojenlerin menopoz semptomları üzerine olumlu etkilerini açıklayan çalışmalar olsa da bunlarının hala sayıca yetersiz ve net olmaması yeni ve uzun dönem çalışmaların yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

KAYNAKLAR

1. Patricia Leon, Peter Chedravi, Luis Hidalgo, Fernando Ortiz. Perceptions andd attitudes toward the menopause among middle aged women from Guayaquil, Ecuador. Maturitas 57: 233-238, 2007.
2. Bih – Ching Shu, Wei – Ming Luh, Shih – Ming Li, Shin – Yi Lu. Self concept and menopause among mid-life women: A survey in southern Taiwan. Maturitas 57: 132-138, 2007.
3. Seveine Sabia, Agnes Fournier, Syluie Mersine. Risk of onset of menopausal symptoms in periods surrounding menopause. Maturitas 58: 340-347, 2007.
4. Judith Wylie – Rosett. Menopause, micronutrients and hormone therapy. Am J Clin Nutr 81: 1223-31, 2005.
5. John Eden, Fracog, Mrcog, Crei, Phytoestrogens and the menopause. Bailliere’s Clinical Endocrinology and Metabolism, Vol.12, No.4, 1998.
6. Hazel A. Philp, Lac. Hot flashes _ a review of the literature on alternative and complementary treatment approaches. Altern Med Rev 8 (3): 284-302, 2003.
7. Jae Seok Hong, Sang – Wook Yi, Hee Chung Kang, Sun Ha Jee, Hyung Gon Kang, Gombojav Bayasgalan, Heechoul Ohrr. Age at menopause and cause – specşfşc mortality in South Korean women: Kangwha Cohort Study. Maturitas 56: 411-419, 2007.
8. Barbara B. Sherwin. Estrogen and cognitive functioning in women. Endocrine reviews 24 (2): 133-151, 2003.
9. M. Gina Glazier, Marjorie A. Bowman. A review of the Evidence for the use of phytoestrogens as a replacement for traditional estrogen replacement therapy. Arch Intern Med. 161: 1161-1172, 2001.
10. Jeffrey A. Jice, Bruce Ettinger, Kris Ensud. Phytoestrogens supplement fort he treatment of hot flashes: The ısoflavone clover extract (ICE) study. JAMA 290: 207-214, 2003.
11. Amnon Brzezinski, Ayelet Debi. Phytoestrogens: The " natural " selective estrogen receptor modulators? Europen Journal of Obstetrics & Gynecology and Reproductive Biology 85: 47-51, 1999.

Dyt. Asuman AKÇAY

 Kaynak : http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_2178.htm

Menopozu doğal yaşamak

Menopoz; kadın hayatının doğal bir evresidir. Ateş basması, kalp çarpıntısı, aşırı terleme, eklem ağrıları, cilt kuruluğu, uyku bozuklukları, depresyon, konsantrasyon ve hafıza güçlüğü, sinirlilik, vajinal kuruluk gibi çeşitli sıkıntılardan, kalp damar hastalıkları ve kemik erimesi gibi ciddi sağlık problemlerine kadar bir dizi sorunu beraberinde getirir. Genelde 45-55 yaşları arasında, östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salgılanmasının durmasıyla, her kadının farklı fizyolojik ve psikolojik boyutlarını yaşadığı bu doğal sürece girilir. Bu sebeple pek çok hekim hastalarına 'hormon takviyesi tedavisi' uygulamaktadır. Bu; eksilen doğal östrojenlerin yerini suni kadınlık hormonlarıyla doldurmayı amaçlayan bir tedavidir. Her hastaya göre özel olarak planlanan bu tedavi sonucunda menopozun belirtileri ortadan kalkar. Buna rağmen hekimlerin önemli bir bölümü, hala östrojen takviyesinin masumiyeti hakkında ciddi kuşkular taşımaktadır. Kimi uzmanlar ise 'klasik' hormon tedavisini istemeyen hastalarına, temelinde 'fitoöstrojenler' olan tedaviler önermektedir. Bunlar; suni östrojenlere oranla etkileri oldukça sınırlı olan, ama yan etkileri de aynı oranda az veya hiç bulunmayan, değişik bitkilerden elde edilen doğal östrojenlerdir ve menopoza ilişkin pek çok sorunu çözmede önemli katkılarının olabileceği gösterilmiştir. Bilim dünyasının bu maddelere ilgisi; fitoöstrojenden zengin bitkileri tüketen toplumların, menopoz ve sonrasındaki dönemde, karşılaştıkları sağlık sorunları sıklığının az oluşunun gözlenmesiyle doğmuştur. Özellikle Uzakdoğulu kadınların, Batılılar'ın menopoz sonrasında oluşan yüzde 80'lik sağlık sorunları oranına karşılık, yüzde 18 gibi bir farkla daha nadir olarak bu sorunları yaşamaları; fitoöstrojenlere olan ilgiyi artırmıştır. Bu toplumlarda soya tüketimi oldukça fazladır. Soya, izoflavon adı verilen bir grup zengin fitoöstrojen içerir ve bu madde insanda östrojen reseptörlerine kolaylıkla bağlanarak etki gösterir. Fitoöstrojenler, yaklaşık 300 adet bitki türünde bulunur. Bilimsel anlamda, insan hormonlarına göre oldukça zayıf ama benzer östrojenik etkisi olan moleküller olarak tanımlanır. Dört ana grubu vardır: İzoflavonlar, lignanlar, kumestanlar ve laktonlar. En yaygın ve önemli iki grubu izoflavonlar ve lignanlardır. İzoflavonlar, özellikle soya fasulyesi, kuru fasulye, bezelye, mercimek, brüksel lahanası ve şarapta bulunur. Lignan grubu ise daha yaygındır: Zeytinyağı, ayçiçek yağı, susam, sarımsak, soğan, pirinç, ketentohumu, yerfıstığı, armut, kiraz, ahududu, böğürtlen ve şerbetçiotunda bulunur. Kumestanlar yoncada, laktonlar ise hemen hemen tüm bitkilerde, ama az miktarlarda bulunur. Son zamanlarda bilim dünyasını meşgul eden bu maddelerle ilgili çok sayıda araştırma yayımlanmıştır. 'Clinical Endocrinology' adlı bilimsel dergide, menopozdaki kadınların kemik yoğunluğu ile fitoöstrojen tüketimi arasındaki ilişkiyi gösteren çalışma ilgi çekicidir. Güçlü kemiklere sahip olmak için fitoöstrojen tüketiminin önemi ispatlanmıştır. Bir başka araştırmaya göre, kalp damar hastalıklarını önlemede izoflavon ve lignanlar önemli rol oynamaktadırlar. Kötü huylu kolesterol olarak adlandırılan ve damarların iç duvarlarında biriken LDL'nin azaltılmasında olduğu kadar, iyi huylu kolesterol HDL'nin kandaki düzeylerinin artmasında da etkileri olduğu gösterilmiştir. Dolayısıyla bunlar, aynı zamanda güçlü anti-oksidanlardandır. Vücudun anti-oksidan enzimlerini harekete geçirirler. Fitoöstrojenlerin, laboratuar çalışmalarında, tümöral hücre gelişimini engelledikleri de tespit edilmiştir. Cilde ve metabolizmanın işleyişine katkıları da yine aynı oranda önemlidir. Pek çok açıdan dikkate alınmaya değer görülen bu maddelerin tüketimiyle ilgili, yine de dikkatli olunması; özellikle hormonal tedavide olanlar açısından bir kat daha önemlidir. Soya bazlı gıdalar, kimi ülkelerde değişik işlemlere tabi tutulduklarından, fitoöstrojenlerini önemli ölçüde yitirebilirler. Bu nedenle besin takviyeleri şeklinde eczanelerde satılan formları tercih edilmektedir. Ancak mutlaka bunların da jinekolog veya hormon hastalıkları uzmanı hekimlerin görüşü alınarak tüketilmeleri sağlıklı olacaktır. Yaşlanma etkilerinin geciktirilmesinde, menopoz ve bu dönemde karşılaşılan sorunların çözümünün de önemi açısından bugünkü konuyu bilginize sunmak istedim.

25/07/2006 Sabah haber arşivi